inceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
inceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2012 Cumartesi

HİÇ - Markus Zusak



Çok satanlar listesinde ki kitaplara çoğu zaman ön yargıyla yaklaşırım. Yine de çoğuna bakmadan geçmem. İyice araştırır eleştirilere bakar öyle alırım kitapları. "Hiç" hakkında çok fazla değerli yorum bulamamıştım ama okuduğum bir kaç yorum kitabın güzel olduğu yönündeydi. Kitabın arka kapağında bir felsefeden güzel bir kurgudan ve bambaşka bir dünyadan bahsediliyordu.

Kitap genç yazar Zusak'ın ilk kitaplarından biri,2002 yılında yayımlanmış ve 10 yıl sonra şimdi bizde çok satanlarda. Yine internette okuduğum kadarıyla 2005 yılında yayımladığı "Kitap Hırsızı" isimli romanı dünyada çok ses getirmiş çok başarılı ve çok satan bir kitap. "Hiç" 464 sayfa ama bana göre 150 sayfada anlatılabilecek bir öykünün büyük karakterle yazılıp aralara uzun boşluklar koyulup roman haline getirilmiş şeklinden başka bir şey değil. Okuması çok kolay bir kitap, zaman zaman keyifli de olabiliyor ama sonunu hiçbir yere bağlamayıp saçma bir şekilde ortada bırakırsanız kitabın içinde ki bütün gizemi değersiz kılarsınız.

Aslına bakarsanız daha çok eleştirel yaklaşılabilir ama o kadarda olumsuz olmak istemiyorum. Amacım beklentiyi yüksek tutmamanız ve hatta bana soracak olursanız zamanınızı boşa harcamamanız yönünde.

6 Ekim 2012 Cumartesi

Bulut Atlası - David Mitchell



Öncelikle kitabın farklı bir tarzı var. 6 ayrı öykü bir noktasından diğerine bağlanarak ilerliyor. Fakat bu 6 öykünün 5 i yarım bırakılarak ilerliyor ve 6 cı öykü tam bir şekilde merkezde anlatılıp kalan 5 öykünün diğer yarılarına geçiliyor. Bu şekilde anlatılınca karışık gelmiş olabilir,rakamsal olarak yazarsak şu şekilde ilerliyor; 1-2-3-4-5-6-5-4-3-2-1 .. Öykülerin her biri farklı bir tarzda yazılmış; 1.Günlük,2. Mektup,3. Roman, 4.Otobiyografi,5. Soru-cevap ve merkezde ki 6. öykü yerli Zachry’nin anılarını çocuklarına aktarması şeklinde. Öyküler o kadar yarım bırakılmış ki ilk öykünün baskı hatasından kaynaklı bir yarım bırakılış olduğunu bile düşündüm, böyle olmadığını ancak 100 sayfa kadar sonra anlayabiliyorsunuz çünkü.
Aslına bakarsanız kitaptan önce filmden haberdar oldum ve kitap uyarlaması olduğunu öğrendiğimde kitabı merak edip araştırıp okumaya değer olduğuna karar verdim. İyimi yaptım kötümü yaptım ona filmi izleyince karar vereceğim.. Zira genel olarak kitabı beğenmediğimi açıkça ifade edebilirim. Yazarın anlatımı son derece karışık, iki öykü hariç diğerleri benim için zaman kaybı oldu. Hem okuması zor hem de içeriği oldukça sıradan.

 2. Hikayede dahi müzisyen Frobisher’in anıları okunabilir ve eğlenceli geldi bana. Benim fikrime göre kitabı kurtaran ve hatta sadece bu hikayeden romanı oluştursa çok daha başarılı bir roman ve film olacağına inandığım kısım 5. Hikayede ki android garson kız Sonmi-451.

Ekim ayında Türkiye’de de vizyona girecek olan filmin 5 dakikayı aşan uzun bir fragmanı var. Bu kadar farklı hikayeyi anlatmak için filimin de 5 saate yakın olması gerekebilir.. Daha film vizyona girmeden birçok eleştiri almış gördüğüm kadarıyla ama ben izlemeden yorum yapmayı düşünmüyorum. Filmin yapımında  Matrix’in yaratıcılarından Wachowski kardeşlerin olması beni biraz umutlandırsa da kitabın büyük çoğunluğunu beğenmediğim için bana hitap etmesi zor gözüküyor. Yine de izleyeceğim.

6 Eylül 2012 Perşembe

Hayvan Yemek - J. Safran Foer




Öncelikle kitabın arka kapağında yazılanların bende oluşturduğu algıyı karşılamayan bir kitap olduğunu belirtmeliyim. Şu sıralar listelerde olan tavsiye edilen ve açıkçası kışkırtıcı ve merak uyandırıcı bir ismi olan bir kitap Hayvan Yemek.
Ben daha çok yemek yeme alışkanlıklarımızın, dürtülerimizin altında yatan sebepleri ve bunlara bağlı olarak yemek yeme tercihlerimizi nelerin etkilediğine dair bir anlatım bekledim ve bununla ilgili tek bir paragrafa bile rastlamadım. Ama kitabı okudukça bir biyolog olarak beni yeterince tatmin eden çarpıcı bilgilere ulaştığımı söylemem gerekir. Kitabın dili biraz dağınık, konulara açıklama olmaksızın aniden giriş yapıyorsunuz. Genel olarak “sinai hayvancılık”tan bahsediliyor kitapta. Nasıl bir vahşet yaşandığı, ne gibi zararları olduğu, nasıl bir ekonominin döndüğü ve bu sayede hiçbir politikanın müdahale etmediği/edemediği uzun uzun anlatılmış.

Ölümü gerçekleşmeden derisi boynuna kadar yüzülmeye başlanmış sığırlardan, daha çok kas kütlesi elde etmek için genetiğiyle oynanmış ve bu yüzden hemen hepsi kısacık yaşamları boyunca acı çekerek yaşayan hindilerden, sayısız işkence gören ve bütün yaşamını kıpırdamadan geçiren domuzlardan ve daha bunun gibi birçok örnekten bahsediliyor. Ekolojik olarak ta nasıl bir kirliliğe yol açıldığını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor yazar. Ama bunları anlatırken küresel olarak değil sadece Amerika tarafından anlatmış.
Ülkemiz adına ben bu kadar karamsar olmadığımı belirtebilirim; ama korkularım yok değil. Bu kadar acıyı, vahşeti okuyunca bile yemek alışkanlıklarımdan eti çıkarmayı aklımdan geçirebilirken, bu olaylara canlı şahit olmak beni epey zorlayacaktır diye düşünüyorum.

Yine de tüm bunların insanın kendini bir şeylere inandırmasıyla alakalı olduğunu düşünüyorum. Bugüne kadar sayısız kurban bayramında tanık olduğum görüntülerin yanında, bir biyolog oluşumdan dolayı normal insanlara göre çok daha fazla hayvanla haşır neşir olduğumu söyleyebilirim. Kitabın yazarının da söylediği gibi et yemeği ben de seviyorum ama buna karar vermek benim elimde.

21 Ağustos 2012 Salı

22/11/63 - Stephen King





Uzun yıllardır herhangi bir Stephen King romanı okumamıştım. Küçükken okuduklarım hep biraz fantezi-korku-gerilim içerdiği için uzak durdum sanırım. Ama 22/11/63 adlı kitabı görünce dikkatimi çekti. Hem J.F.Kennedy suikasti hem zaman yolculuğu hem de bir King romanı.
Kitap beklediğimden iyi. Ne beklediğimi bende tam olarak bilmememe rağmen okurken kendimi olayların akışına kaptırıp aynı anda yeni şeylerde öğreniyorsam o kitap benim için okumaya değerdir. Zamanın içinde yolculuk, her zaman insanların ilgisini çeken bir konu olmuştur. Başka bir dünya, başka bir zaman, benim gibi Matrix ve Geleceğe Dönüş filmlerinin hayranı biri içinde çok cazip bir konu.

Sıradan bir hayatınız var. Elinize aniden bütün dünyanın akışını değiştirebilecek bir imkan geçiyor. Neyi değiştirirdiniz? Hangisine gücünüz yetebilirdi? Geçmişte şimdi olduğunuzdan çok daha mutlu olmanız olası mı? King J.F. Kennedy suikastini engellemeyi hayal etmiş, bu sayede dünyanın daha yaşanabilir bir yer olacağını düşlemiş, kim bilir? Bunları yazarken de siz 60’lar Amerika’sın da bir yolculuğa çıkarıyor.

Kitap 816 sayfa, uzun olduğunu düşünen, aynı hikayenin çok daha az sayfada anlatılabileceğini savunan yorumlar okudum fakat ben onlara katılmıyorum. Stephen King okumak bana keyif verdi, sizinde aynı keyfi almanızı umarak iyi okumalar dilerim.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

LEFTER - Haluk Hergün

                    
                    Futbolun Ordinaryüsü




Ülkemizde gün geçtikçe artan kutuplaşmalara karşı Lefter bir abide gibi yükseliyor bu kitapta. Sadece Fenerbahçelilerin değil, futbolu sevenlerin değil herkesin okuması gereken bir biyografi oluşturmuş Haluk Hergün. Dolu dolu içeriğiyle hiç sıkılmadan okunabilen, hem Türk futbol tarihini hem de Lefter’in uzun yaşam öyküsünü bu kadar naif bir şekilde aktarabilen bir eser oluşturmak hiçte kolay olmamalı.
Hep kulaktan dolma bilgilerle dinlediğimiz Lefter’in gerçek yaşam öyküsü yer alıyor bu kitapta. Lefter, Türkiye’sine, Büyükada’sına, Fenerbahçe’sine, futboluna aşık bir insan. 20 yıla yakın aktif futbol oynayan, ardından uzun yıllar antrenör-oyuncu olarak Türkiye’nin çeşitli yerlerinden görev alıp futbolu herkese sevdiren bir efsane Lefter. Onu izleme şansına erişen herkes  Lefter’den daha iyisinin olmayacağı konusunda hemfikir. Kitabın yanında gelen Nebil Özgentürk’ün harika belgeselinde Lefter’in birkaç görüntüsü izleme şansına sizde erişiyorsunuz. Kitabı okurken, DVD deki görüntüleri izlerken gururlanmamak, duygulanmamak mümkün değil.

Ünlü İtalyan futbol adamı Pozzo Lefter için şöyle demiş ; “Eğer avucuma bir top yerleştirmek mümkün olsaydı, bu avucuma Lefter’de sığabilseydi, Lefter benim avucumda o topla çalım atardı. Öyle büyük bir futbolcu..” Bizde ki meşhur söylem gibi ; “Ver Lefter’e yazsın deftere..”
Şimdi artık Büyükada’ya gidip Lefter’in gezdiği sokaklarda gezip, mezarına bir çiçek bırakmak, ardından Fenerbahçe müzesini ziyaret edip çıkışta Lefter heykeliyle bir poz resim çektirmek bana farz oldu. Keşke daha önce bir imkanını bulup, bir şekilde büyük ustaya ulaşıp, Çubukluya bir imza attırabilmek gibi bir zekayı gösterebilseydim diyorum kendi kendime.

Nur içinde yat “Turco” Lefter.. Futbolun Ordinaryüsü.. Ayyıldız’da Çubuklu’da bize emanet..




17 Temmuz 2012 Salı

1Q84 - HARUKİ MURAKAMİ





Haruki Murakami’nin son kitabı “1Q84” tam tamına 1256 sayfa.Ne yalan söyleyeyim alıp almamak konusunda tereddüt ettim.Daha sonra okuduğum yorumlarda tuğla büyüklüğünde ki bu kitabın okunmaya değer olduğuna kanaat getirdim.Yanılmamışım,kolay okunan,klasik tabirle elinizden düşüremeyeceğiniz bir roman 1Q84. Okuma konusunda tek sıkıntıyı fiziksel açıdan çekiyorsunuz.. Sık sık bir rahle edinmeyi düşündüm kitap elimdeyken..
Kitap, adından da anlaşılacağı üzere George Orwell’ın “1984” adlı eserine birçok gönderme içeriyor. Hatta kitap zaman olarak 1984 yılında geçiyor. 1Q84’ü okumak isteyenlere öncelikle George Orwell’in kitabını okumalarını tavsiye ederim.

Murakami Japonya’nın yaşayan en önemli yazarlarından kabul ediliyor. Batıcı olduğu ve Amerikan kültürü etkisi altında kaldığı eleştirileri ülkesinde yoğun bir şekilde konuşuluyor. Benim için bu özelliği kitabı daha okunur kıldı açıkçası. Japon halkına ait bir hayatı aktarırken kullandığı küresel öğeler, sizin hikayenin içinde kalmanızı kolay hale getiriyor. Kitabın içinden bir çok not aldım; inceleyip okumam gereken birçok kitap ismi, dinlemek istediğim birçok müzik,görmek istediğim birçok yer var.
Murakami’nin tasvirleri ve özellikle benzetmeleri müthiş; o kadar yerinde kullanıyor ki aklıma geldikçe gülüyorum hala birçoğuna. Romanın bir çok yerinde kısa kısa tekrarlara rastlıyorsunuz; bunlar sıkıcı olmak yerine uzun hikayeyi derleyip toplayıp bir bütün halinde okumaya devam etmenizde kolaylık sağlıyor.

Roman’ın içeriği hakkında bilgi verip özet geçmek yerine, “değil 1256 sayfa 2500 sayfa daha olsa okurdum” diyerek kitabın bende bıraktığı tadı size aktarmak daha doğru olur diye düşünüyorum. Yine de bu kadar büyük bir kitapta yazar ne anlatıyor derseniz;  içerisinde aşk var,zamana ait metaforlar var,güzel tasvirler ve nihayetinde sürükleyici bir kurgu var..
İyi okumalar..