futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2013 Çarşamba

TÜRKİYE'DE SPOR İZLE(YEME)MEK !

 


Ülkemizde gerçekleşen FIFA 20 yaş altı Dünya Kupası'nın maç biletleri çocuklara ücretsiz olarak dağıtılıyor. Buna rağmen hala tribünler bomboş. Bırakın diğer ülke milli takımlarını, Türkiye 20 yaş altı takımımızın maçlarında bile stadlar yeterince dolmadı. Ülke olarak sporu ve hatta futbolu sevmiyoruz. Sadece tuttuğumuz takımın kazanması ilgilendiriyor bizi. Bu konunun bir çok sosyal boyutu incelenip, konuşulabilir. Fakat benim bakmak istediğim boyutu, sporun TV'de yayınlanması yada ücretli yayınlanması..

Çocukluğumda evimizde Kablolu TV vardı. NBA TV'den maçları takip ederdim. O zaman ki NBA takımlarının kadrolarını size hala sayabilirim.

TRT Formula 1 yarışlarını verirdi, saatlerce oturup heyecanla izlerdim. Okay Karacan'ın nefis anlatımıyla.

Eurosport tenis maçlarını yayınlardı ve ben tenisi o yayınlarda izleyerek öğrendim ve sevdim. Snooker izlerdim, Curling izlerdim.

Türkiye basketbol liginde, Eurolig de efsaneleri izler, beton zeminde, kırık potalarla maç yapardık.

Bakın daha futbola geçmedim. Farkındayım futbol ülkede ki en büyük spor ekonomisi. Fakat ben artık takımımın hazırlık maçlarını bile izleyemiyorum yahu. Avrupa ligi ön elemeleri ve hatta diğer Avrupa maçlarının büyük bölümü yine paralı kanallarda. En son İngiltere Ligi maçını ne zaman izlediğimi hatırlamıyorum. Yıllardır izlediğimiz İspanya Ligi bile bu sezon paralı olacak. Biz Messi'yi Ronaldo'yu nasıl sevdik tanıdık? NTV Spor maçları verdi diye değil mi?

Örnekler çoğaltılabilir. Çok şükür ki ben son birkaç sezondur Türkiye Süper Ligi maçlarını izleyebilecek kadar bütçe ayırabiliyorum kendime. Şimdi asıl soruya geliyorum. Sporu seven ben, bunun için belirli bir bütçe ayırabilmeme rağmen birçok spor olayını izleyemiyorsam, Türk insanı, çocuklar bu sporları nasıl izleyecek ve sevecek? Ülkemizde sporcu yetişmiyor diye isyan ediyor yetkililer sonra.. Çocuk bilmiyor ki bu sporları. Hadi okulda öğreniyor diyelim. Ama yıldız sporcuları izlemeden, hikayelerini öğrenmeden nasıl tutkuyla bağlanmasını beklersiniz ki küçücük çocuklardan?

Bu kadar isyandan sonra tüm bu spor organizasyonlarının izlenebilmesi için aylık yaklaşık 120 TL, yıllık 1500 TL'lik bir bütçe ayırmanız gerektiğini belirteyim. Üstelik iki ayrı uydu alıcısı, iki ayrı televizyona sahip olmalısınız ve bu spor olaylarını haliyle sadece evinizdeyken izleyebilirsiniz.

16 Mart 2013 Cumartesi

FENERBAHÇE / GALATASARAY AYRIŞMASI

 

 
Özellikle son birkaç yılda sosyal medyanın da gelişmesiyle birlikte gözüme çarpan bir olgudan bahsetmek istiyorum.

Bir Fenerbahçe taraftarı olarak en büyük rakibimiz olan Galatasaray’ın başarılı olmamasını istemem gayet doğal olmalı. Rekabette hep daha başarılı olmayı istersiniz. Fakat söz konusu Avrupa kulvarı olunca işler biraz daha değişiyor sanırım. Ülke puanı, ülke prestiji gibi düşüncelerle rakibinize Avrupa maçlarında başarı dileyebilir hatta başarılı olduğunda sevinebilirsiniz. Bütün bu söylediklerim elbette Galatasaray takımı taraftarları içinde geçerli.

Şimdi dürüst olalım. Rakibimiz Avrupa maçında başarısız olursa hangimiz içten içe sevinmiyoruz? Tabi ki söylemlerde başarı dilemek, başarıyı tebrik etmek şık bir davranış. Başka bir açıdan Galatasaray’ın  Schalke eşleşmesinde turu geçmesi benim işime geldi. Çünkü ligde başa baş bir mücadele var ve rakibimin aklının şampiyonlar liginde olması, lige yeterince konsantre olamamasını beraberinde getirebilir. Yine de maçı izlerken insanın bir yanı “işi buraya kadar getirdiler, turu geçsinler ve çeyrek finalde iki takımla Avrupa da olalım” demiyor değil.

Tüm bu kafa karışıklıklarının ışığı altında oluşan dışa vurumlar benim canımı en çok çıkan şey. Başta bahsettiğim sosyal medya, içimizde ki canavarın ortaya çıkmasına olanak sağladı sanıyorum.

Günlük hayatta sessiz, kibar, aklı başında olarak tanıdığım erkek/kadın birçok arkadaşım, tanımadığım binlerce insan kendi başarı veya başarısızlığını rakibi üzerinden kutluyor yada lanetliyor;

- “Bu galibiyet bizi çekemeyenlere girsin çıksın” lar dan tutunda, Avrupa galibiyetini diğer takım taraftarları üzerinden kutlayan birçok iletiyle karşılaşmak bana ne kadar ayrışmaya başladığımızı göstermeye yetiyor.

Nedir bu öfke? Neden Avrupa kulvarında ki bir maçta rakibimize küfür ederiz ya da rakibimizin rakibine ait yabancı bir takım/ülke bayrağını stadımızda sallandırırız? Kültür, ırk, din, dil üzerinden yeterince ayrışamadıkta, gönül verdiğimiz takımlar üzerinden bir ayrışma daha geçirmek istenişimizi göremiyor muyuz?
Biraz daha sakinlik, az daha centilmenlik, bolca saygı diliyorum herkese.

11 Ağustos 2012 Cumartesi

LEFTER - Haluk Hergün

                    
                    Futbolun Ordinaryüsü




Ülkemizde gün geçtikçe artan kutuplaşmalara karşı Lefter bir abide gibi yükseliyor bu kitapta. Sadece Fenerbahçelilerin değil, futbolu sevenlerin değil herkesin okuması gereken bir biyografi oluşturmuş Haluk Hergün. Dolu dolu içeriğiyle hiç sıkılmadan okunabilen, hem Türk futbol tarihini hem de Lefter’in uzun yaşam öyküsünü bu kadar naif bir şekilde aktarabilen bir eser oluşturmak hiçte kolay olmamalı.
Hep kulaktan dolma bilgilerle dinlediğimiz Lefter’in gerçek yaşam öyküsü yer alıyor bu kitapta. Lefter, Türkiye’sine, Büyükada’sına, Fenerbahçe’sine, futboluna aşık bir insan. 20 yıla yakın aktif futbol oynayan, ardından uzun yıllar antrenör-oyuncu olarak Türkiye’nin çeşitli yerlerinden görev alıp futbolu herkese sevdiren bir efsane Lefter. Onu izleme şansına erişen herkes  Lefter’den daha iyisinin olmayacağı konusunda hemfikir. Kitabın yanında gelen Nebil Özgentürk’ün harika belgeselinde Lefter’in birkaç görüntüsü izleme şansına sizde erişiyorsunuz. Kitabı okurken, DVD deki görüntüleri izlerken gururlanmamak, duygulanmamak mümkün değil.

Ünlü İtalyan futbol adamı Pozzo Lefter için şöyle demiş ; “Eğer avucuma bir top yerleştirmek mümkün olsaydı, bu avucuma Lefter’de sığabilseydi, Lefter benim avucumda o topla çalım atardı. Öyle büyük bir futbolcu..” Bizde ki meşhur söylem gibi ; “Ver Lefter’e yazsın deftere..”
Şimdi artık Büyükada’ya gidip Lefter’in gezdiği sokaklarda gezip, mezarına bir çiçek bırakmak, ardından Fenerbahçe müzesini ziyaret edip çıkışta Lefter heykeliyle bir poz resim çektirmek bana farz oldu. Keşke daha önce bir imkanını bulup, bir şekilde büyük ustaya ulaşıp, Çubukluya bir imza attırabilmek gibi bir zekayı gösterebilseydim diyorum kendi kendime.

Nur içinde yat “Turco” Lefter.. Futbolun Ordinaryüsü.. Ayyıldız’da Çubuklu’da bize emanet..